21 Ekim 2015 Çarşamba
16 Ekim 2015 Cuma
NÖROLOJİ BİLİMİ
NÖROLOJİ BİLİMİ
Nöroloji bilimi olarak da bilinen sinir bilimi, sinir
sisteminin nasıl geliştiğiyle , sinir sisteminin yapısıyla ve neler yaptığı ile ilgili çalışmalardır.Nöroloji
bilimi beyne, beynin davranışlarına ve beynin bilişsel işlevler üzerindeki
etkisine odaklanır. Sadece normal işleyen sinir sistemi ile ilgili değil, aynı
zamanda nörolojik, psikiyatrik ve nöro gelişimsel bozukluklara sahip
insanlarda,sinir sisteminin neler yaptığı ile de ilgilidir.
Nöroloji geleneksel olarak biyolojinin alt bilimi
olarak sınıflandırılır. Aynı zamanda bu günlerde nöro bilimi matematik,
dilbilimi, mühendislik, bilgisayar bilimi, kimya, felsefe, psikoloji ve tıp
gibi diğer bilimlerle yakın bağlantı kuran bir bilimler arası disiplindir. Birçok
araştırmacı nöroloji biliminin aynı zamanda bir nörobiyoloji olduğunu söyler.
Fakat nöroloji bilimi sinir sistemindeki hiçbir konuya direk atıfta bulunmaz
iken nörobiyoloji sinir sistemindeki biolojiye bakar.
Günümüz nöro bilimcileri eskiye göre daha geniş
kapsamlı alanlarla ilgilidirler.
Bunlar sinir sistemindeki hücre, fonksiyonel
evrimsel, hesaplama, moleküler, hücresel ve tıbbi yönlerdir. Medilexicon’nun
sağlık sözlüğüne göre nöroloji bilimi sinir sistemindeki yapı, fonksiyon,
kimya, farmakoloji, klinik değerlendirmelerle ilgili bilimsel bir disiplindir.
NÖROLOJİ BİLİMİNİN TARİHÇESİ
Eski Mısırlılar zekanın yerinin kalp olduğunu düşünür. Mumyalama işlemi
sırasında, beyini vücuttan kaldırırlar ancak kalbi vücutta bırakırlar.
Beyin üzerinde yazılmış en erken yazılar 1.700 M.Ö. Edwin Smith tarafından
bulunan cerrahi papirüs yazılarıdır. Kafa yaralarına ve kafatasında kırıklara
sahip iki kişinin, belirtileri, tanılarını ve muhtemel sonuçlarını tarif eden
yazarlar "beyin", kelimesini yazılarında sekiz kez kullanmıştır.
Papirüs, papirüs bitkisinden yapılan Eski Mısır’a ait bir kağıt formudur. Bitki,
Nil Nehri yanındaki yabani otlaklarda yetişir. -Bitki kağıt yapmak için
yetiştirimiştir.-
Bir Amerikan antikacı ve koleksiyoncu olan Edwin Smith (1822-1906) Papirüs adını
vermiştir.
M.Ö 1700 Edwin Smith Cerrahi Papirusunda geçen, gizli simge yazısı ile beyin kelimesinin şekli.
M.Ö. 500 civarlarda, Beyin üzerinde farklı görünümler Eski Yunanistan'da ortaya
çıkmaya başladı. Pisagor'un bir öğrencisi olduğuna inanılan Alcmaeon, zihnin
beyin olduğunu yazdı; muhtemelen yazılı olarak fikrini ifade eden tarihte ilk
kişi oldu. Hemen ardından Hippocrates beynin zekanın yerinde olduğunu
söyleyerek onu izledi.
Daha sonra, Aristo (M.Ö. 384-322), Yunan filozof ve bilge, beyin kan
soğutma mekanizması olduğunu söyleyerek devam etti. Bizim beyinlerimizin, sıcak
kanı soğuttuğu ve kanın sıcaklığını
önlediği için, hayvanlara göre daha rasyonel davrandığımızı savunmuştur.
Yunan doktoru olan Calcedonia Herofilus (330-M.Ö. 250), ve Yunan anatomist
ve kraliyet doktoru Erasistratus (circa. 300-240 BC), beyin ve sinir sistemi
anatomisi için önemli katkıları olduğu biliniyor. Bergamalı Galen
(129-dolaylarında. 200), Roma'da çalışmış bir Yunan anatomist olup beyinden
daha yoğun olan beyincik, kasları kontrol ederken, beynin yumuşak olduğunu
ve bu sebeple duyuların yer aldığı
beyinin işlediğini belirtmiştir.
Mikroskop - muhtemelen 1590 yılında Hollanda'da icat edildi beyni çok daha
derin bir şekilde anlamaya izin verdi.
1980'lerin sonlarında, Gamillo Golgi ( 1843-1926 ) bir İtalyan doktor,
patolog ve bilim adamı, tek nöronların neye benzediğini göstermek için gümüş
kromat tuzu kullandı. Santiago Ramón y Cajal (1852-1934) , bir İspanyol
patolog, histolojist ve nörolog, Golgi’nin çalışmalarını aldı ve nöron doktrini
oluşturdu - hipotezi nöron, beynin fonksiyonel
birimidir -. 1906 yılında, Golgi ve Cajal’e
beyindeki nöronları sınıflandırılması ve geniş çalışmaları ile Nobel tıp ödülü verildi.
YİRMİNCİYUZYIL VE
GÜNÜMÜZDE NÖROLOJİ BİLİMİ
1950’lerden bu yana, sinir sistemindeki bilimsel araştırmalar esas alınarak,
hesaplamalı nörobilim, elektrofizyoloji ve moleküler biyoloji gibi ilgili
alanlarda büyük gelişmeler kaydedildi. Nöro bilim adamları sinir sisteminin
yapısını, fonksiyonlarını, gelişimini ve anormalliklerini incelemeyi başardı.
MODERN SİNİR BİLİMİNİN UZMANLIK ALANLARI
Sinir biliminin, araştırma ve çalışma konularına göre
kategorize edilmiş branşları;
Duyuşsal Sinirbilim
Davranışsal Sinirbilim
Hücresel Sinirbilim
Klinik Sinirbilim
Bilişsel Sinirbilim
Hesaplamalı Sinirbilim
Kültürel Sinirbilim
Gelişimsel Sinirbilim
Moleküler Sinirbilim
Nöromühendislik
Nörogörüntüleme
Nöroinformatik
Nörolinguistik
Nöropsikoloji
Paleonöroloji
Sosyal Sinirbilim
Sistemsel Sinirbilim
NÖROLOJİ BİLİMİNDEKİ SON
ARAŞTIRMALAR
Özel bir hücre ile omurga yenileme -Welcome Trust - MRC Cambridge bilim
adamları Hücre Enstitüsü, Cambridge Üniversitesi, omurilik yaralanmaları olan
köpekleri yeniden yardımsız yürütmeyi başardı. Bilim adamları, kritik omurilik
yaralanmasına sahip 34 tane köpeği Beyin dergisine rapor etti. Bu köpeklerin
hiçbiri gerideki bacaklarını kullanamıyor, arka ayakları ve çevresinde hiçbir duygu
hissedemiyorlardı. Köpeklerin çoğu, özelikle Dachshunds cinsi vardır ki, omurilik yaralanmalarına
eğimlidir. Köpeklerdeki bir disk kayması
insanların aksine, omuriliğe zarar olasılığı vardır.
Bu deneyde Köpekler iki gruba ayrıldı. Gruplardan birine hücrelerinde
bulunan (plasebo ) sıvısı enjekte edildi. Diğer gruba ise kendi burun astar
koku sallamadaki hücreler enjekte edildi.
Diğer grubun aksine burun astarı koku salma hücreleri enjekte edilen köpekler,
arka ayaklarını kullanıp, onlar ile ön ayaklarını koordine etmeyi başardı.
16 Eylül 2015 Çarşamba
EXPATLAR İnsan Kaynakları’ndan Ne Bekliyor?
EXPATLAR İnsan Kaynakları’ndan Ne
Bekliyor?
‘İletişim,ücret ve önemsenme
Expatlar’ın listesinde en üst sıralarda’ diye belirtiyor Robin Pascoe.
Bazı expatlar sadece İnsan
Kaynakları’nın önceliklerini bilmek
ister.
Expatları görevlendirirken
firmanın dilinden konuşma yapmayı pek kimse istemez,durum böyleyken,görevlendirilecek
kişiye ya da ailesine uluslararası İnsan Kaynakları uzmanı tarafından sorulacak
ilk soru: Ne yaptığımızı biliyor musunuz?
Bu soruyu sormak ilk başta
sadece çalışan ve şirket ilişkisine yardımcı olmayacak, insan kaynaklarının
görevlendirme süresince çalışan ve/veya ailesi
için ne yapıp yapamayacağını açıklaması için de iyi bir başlangıç
olacaktır.
Aynı zamanda,expat ve aile
üyeleri(eğer görüşmeye katılıyorlarsa),insan kaynaklarına görevlendirme
sürecindeki beklentilerini genel olarak açıklayabilir.
Bu beklentiler nelerdir?
Genel olarak bilinen ,expatların
herşeyi istediği ve genellikle herşeyin önceden
yapılmasını istediğidir.
Çalışanlar kariyerlerinin
görevleri boyunca nasıl ilerleyeceğini
bilmek ister. Ülkelerine geri döndüklerinde şirketin içinde bir boşlukta kaybolmak
istemez.
Çalışanların eşleri bütün
taşınma hesaplarını bilmek ister ve gidilecek yerin ne kadar yaşanabilir bir
yer olduğunu merak ederler.Çocuklar,bu süreç içerisinde ,ebeveynlerinin neden
düzenlerini taşınarak bozduklarını bilmek isterler.
Johanna Glennie;
TESCO Perakende Gıda Uluslararası Görevlendirme Müdürü
İnsan Kaynakları’nın bakış
açısı,expatın ihityaçlarına ve adaptasyonuna göre değişen, gerekli olan şeyleri
temin etmek olmalıdır.Fakat Glennie bazı kilit bölgeleri şöyle özetliyor;
Expat için kilit destekleme
bölgeleri genel anlamda ,yurtdışı görevlendirme ve ülkeye geri dönüşün bütün
süreçlerini yürütmek,istikrarlı irtibat kurmak ,kendi ülkeleri için bilgi
kaynağı oluşturmak ve onları gündemde tutmak.
Glennie , expatların
görevlerindeki son 6 ayında ,geri dönüşten önceki en çok
desteğe ihtiyaç duydukları zaman olduğuna inanıyor.
‘İnsan Kaynaklarının geri
dönüş sürecindeki görevi çok önemli’ diyor Glennie.
Çalışanların yeteneklerine ve
vasıflarına uygun görevlere döndüğünden
emin olmalarına, herşeyden önemlisi,görevdeyken kişisel motivasyonlarının ve iş
anlamında gelişimlerinin sürmesine yardım ediyoruz.
Neyse ki konuşarak iletişim
kurmak maliyetsiz bir yoldur.insan kaynakları ve expatlar arasındaki iletişim
kritik ve dikkatli olunması gereken bir süreçtir.
Aileyi unutmayın
Eğer aileye eşlik eden biri
varsa,çoğu expat eşi işletme ve aile arasındaki iletişimin direk kendilerine
gelmesi gerektiğine inanır.
Anekdotsal kanıtlar,çalışma
arkadaşının genellikle tüm bilgileri aileye vermemesini,aile içi tartışmalardan
kaçınmaları gerektiğini önerir. Bu eşlerle olan direk iletişim düşüncesini daha
önemli kılar.
Çoğu expat eşi ailesinin
ihityaçlarıyla ilgili ortaya fikir atmada problem yaşar.Aslında,onlar insan
kaynaklarının sistematik olarak yok saydıklarını ailenin ihtiyacı gibi
hissederler.
Amanda Carter;
İngiltere’de Expat ve yazar
‘Benim kişisel düşüncem insan
kaynaklarının insanlardan uzaklaştığı halbuki onların en çok önemsemesi gereken
şey bu.’diyor
‘Atamaları zorlaştıran
çalışanlar değil, aileleri.İnsan kaynakları personeli aileye nasıl hisseğini
sormazsa nasıl bazı şeylerin gelişmesini bekleyebilir?’
Ailelerin ve eşlerin en çok istediği
şey dinlenmek, dikkate alınmak ve danışılmaktır.Birçok atamada,insan kaynakları
müdürleri asla eşlerle tanışmaktan ve onların gerçekten görevlendirmeyi isteyip
istemediğini sormaktan rahatsızlık duymaz.
Amanda Carter ‘Expat olmak kazançlıydı, ama bu
günlerde değil’diyor.Eşler daha çok seyahat masrafına gereksinim duyuyorlar
;ailelerini ziyaret etmek, çocuklarının yatılı okul masraflarını karşılamak
,telefon faturalarını ödemek için ve bu da insan kaynakları departmanlarının
farkında olduğu gibi, expat eşleri ve yurtdışındaki expatlar önemli miktarda
gelir kaybediyor.
Sonuç olarak, expatlar daha çok şunu bilmek
isterler; şirket onları yaşadıkları yerden alıp başka bir yere
aktardığında(yani bir nevi taşınmaya zorladığında) bu şirket için ne kadar
önemli?
10 Haziran 2014 Salı
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ UYGULAMALARINDA İK’NIN ROLÜ
İŞ SAĞLIĞI VE
GÜVENLİĞİ UYGULAMALARINDA İK’NIN ROLÜ
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kanununun yürürlüğe girmesini takiben
işveren tarafında ve İnsan Kaynakları (İK) departmanlarında oluşan tüm telaş ve
belirsizlik, sonrasında oluşan yönetmelikler ve ertelemeler arasında kaybolup
gitmişti. Sürelerin uzatılmasının yarattığı rahatlık ve birçok firmada sadece
yapmış olmak için yapılan işlemlerle İSG gerçek anlamını biranda yitirmiş
gibiydi.
Ancak Soma’da yaşanan elim maden faciası bir kez daha İK olarak bize birçok
şeyi yeniden hatırlattı. Ne yazık ki acı olayların peşinden gelen farkındalık
duygusunu yine yaşadık.
Peki aslında İSG uygulamalarında İnsan Kaynakları Departmanlarının rolü ne
olmalı? Neler yapılmalı? Bu soruların cevapları işte bu aşamada en ideal İSG &
İK modellemesini oluşturmaktan geçmekte.
Oysa İSG, insan kaynakları uygulamalarının tam da orta yerindedir. İSG aynı zamanda, insan kaynaklarının tüm
fonksiyonlarının merkezinde, hepsine girdi sağlayan ancak doğru uyarlanmazsa ne
yazık ki negatif sonuçlar üreten bir mekanizmaya da sahiptir.
İnsan Kaynakları Departmanın ilk adımda, kuruma özgü, işletmenin ve çalışanların ihtiyaçlarını
karşılayacak en doğru iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları modelini oluşturması
gereklidir.
Sadece İSG konusunda riski belirleyerek önlemekle kalmayıp ayrıca riski
yöneten ve bu konuda liderlik eden bir modelleme oluşturulması en önemli
adımdır. Hangi iş kolunda ve hangi tehlike derecesinde bir işletme olursa olsun
İK’nın hem kurum bünyesindeki İSG Uzmanı veya İşyeri Hekimi ile ya da Ortak
Sağlık Güvenlik Birimiyle koordineli çalışması ve denetim fonksiyonunu
üstlenmesi gerekmektedir.
İSG sistemi planlamada, modelin belirlenmesinin sonrasında doğru yol
haritalarının çizilmesi ve uygulanması, kontrol ve denetim mekanizmalarının
kurulması gerçekleştirilmelidir. Bu aşamada gözlemleme İK’cıların en önemli
değerlendirme adımıdır. Bunun için İK’nın sahada olması, neyin, çalışanları nasıl
etkilediğini gözlemlemesi oldukça önemlidir; zira İK aynı zamanda insan
kaynağının ne derece kaliteli ortamlarda da çalıştığını denetleyen, gerektiği
durumda işvereni yönlendiren, ortaya koyduğu neden sonuç ilişkileriyle işverene
yaptırım uygulatabilen bir departman olmalıdır.
Aslında etkin bir İSG yapılanması kurulumunda, işletmenin bir resmini çekmek,
analiz etmek uygulama gerekliliklerini ve çözüm yollarını belirlemek ve bunları
operasyona dökmek diğer önemli adımlardır.
Operasyonel süreçlerin yapılandırılması ise öncelikle şirket
politikalarının oluşturulması ile başlayıp, organizasyonel yapılanma, seçme
yerleştirme, eğitim ve oryantasyon, ücret, performans ve ödül yönetimi,
disiplin ve fesih yönetimi, taşeron ve İSG partnerleri yönetimi, mobbing, izin
ve devamsızlık yönetimi, metriklerle ölçüm izleme ile iş sağlığı ve
destekleyici-önleyici sağlık yönetimi süreçlerinin yapılandırılmasına kadar tüm
süreçleri kapsamalıdır. İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında tüm paydaşların
işi yapmak adına da İK Departmanı ile birlikte İdari İşler Departmanı, yönetici
kadroları ve kalite birimlerinin birlikte çalışması ve üst yönetimin mutlak
desteği de çok önemlidir.
Bu yapılanma sürecinde İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarında, insan kaynakları, hukuk ve iş güvenliği bakış
açısı ile kurumun tümünü analiz eden bir yaklaşımla, kontrol noktaları belirlenerek,
pratik uygulamaları da içeren bir yol haritası oluşturmak yapılandırmanın bir
başka önemli boyutudur.
Yapılandırma aşamasında, psikososyal riskleri de değerlendirmek, özel gruplar diye nitelendirdiğimiz hamile ve
engelli çalışanlar ile taşeron çalışanlara yönelik uygulamaları da ayrı
başlıklarda yapılandırmak oldukça önem taşımaktadır.
İK departmanı liderliğinde etkin olarak kurulan bir İş Sağlığı ve Güvenliği
Modeli, iş sağlığı ve refahın bir kültür olarak benimsenmesini sağlamayı, sağlık
ve güvenlik maliyetleri açısından pozitif etki yaratmayı, cezaların önlenmesi
ve İSG uygulamalarına ayrılan bütçenin etkili kullanımının sağlanması ile
çalışan verimsizliğinden kaynaklanan etkilerin en aza indirgenmesini sağlayacaktır.
Aynı zamanda etkin bir İSG yapılanması
ile kurumun yasal risklerini minimize etmek ve İK’nın süreç içindeki rolünün ve
sorumluluğunun net olarak belirlenmesi ile ölçüm izleme sistemleri vasıtasıyla yönetime
etkin raporlama modelinin oluşturulmasını da sağlanacaktır. Böyle bir sistem
dizaynı ile etkin bir İSG sistematiği kurulumu mümkün olacak ve böylelikle İK Departmanı
da yönetim seviyesinde gerçek bir stratejik ortak olmayı başaracaktır.
ÖZLEM EROL Kimdir?
1970 İstanbul doğumlu olup,
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümü, Eskişehir
Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümleri ve İstanbul Üniversitesi İşletme
İktisadi Enstitüsü İnsan Kaynakları bölümünü tamamlamıştır.
Meslek hayatına International
Hospital’de başlamış olup, 14 yıl görev yaptığı kurumda, Dijital Arşivleme ve
İletişim Sistemleri (PACS) Sistem Yöneticiliği, ‘Hastanelerde Performans
Yönetim Sistemi’ kurulması ve ‘Sağlık Hizmetlerinde Eğitim Modelleri’ üzerine
çalışmalar yapmıştır. Sonrasında yerli-yabancı iştiraklerden oluşan 15 firmadan
oluşan Bozlu Holding’de İnsan Kaynakları ve Kalite Direktörü olarak görev
yapmış olup bu süreçte tüm İnsan Kaynakları ve farklı Kalite Yönetim modelinin
hayata geçirilmesini sağlamıştır.
Meditasyon, Profesyonel Koçluk, Sosyal Güvenlik Müşavirliği sertifikalarına
sahip olan Erol, 2011 senesinden itibaren profesyonel iş yaşantısına Sağlık
Sektörü proje yönetim hizmetleri, Kurumsal Yönetim, İnsan Kaynakları, Stratejik
Yönetim ve Kalite Yönetim alanlarında danışman olarak devam etmektedir. Aynı
zamanda HRM danışmanlık şirketinde İnsan Kaynakları Projelerinde danışman
olarak da görev almaktadır. 24 senelik profesyonel iş yaşantısına sahip olan
Özlem Erol, ingilizce bilmekte olup evli ve bir çocuk annesidir.
İŞ KAZASI DEĞİL, İŞ CİNAYETİ
İŞ KAZASI DEĞİL, İŞ CİNAYETİ
İş hukukunun ve iş güvenliğinin
dünyada ve Türkiye’de ki tarihsel gelişimleri arasında bazı benzerlikler
olmakla birlikte konuyu kendine özgü koşulları içinde ayrı ayrı ve art arda ele
alarak incelemek daha uygun olur.
Hemen her dönemde dünyanın her yerinde
insan, çeşitli biçimlerde ve statüler altında ekonomik faaliyetlerde
bulunmuştur. Ancak çalışma yaşamını hukuk ve iş güvenliği kuralları ile
düzenleme gereksinimi daha çok, iş gücünün işçi statüsü altında çalışma
yaşamında yer almaya başlamasıyla birlikte duyulmaya başlanmıştır.
Hızlı sanayileşme ve teknolojik
gelişmeler ile doğru orantılı olarak özellikle iş yerlerinde çalışan kişilerin
güvenliği ile ilgili bazı sorunlar açığa çıkmıştır. Bu sebeple bir takım
önlemleri önceden alarak işyerlerini güvenli hale getirmek gerekmekte
olduğundan iş güvenliği de oldukça önem kazanmıştır.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de iş
sağlığı ve güvenliğinin tarihsel gelişimi çalışma yaşamındaki gelişmelere bağlı
olarak benzer aşamalardan geçti. Meslek hastalıklarının ve iş kazalarının
önemli bir sorun olarak gündeme gelmesi sanayileşmenin gelişimi ile yoğunluk
kazandı. Teknolojide ve sanayileşmede yaşanan gelişmeler, yöntemler iş sağlığı
ve iş güvenliği sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu teknolojik gelişmelerle
birlikte doğan çalışan sorunlarına, çözüm önerilerinin üretilmesinin ve yaşama
geçirilmesinin gerekliliğine de ivme kazandırdı.
İş güvenliği tarihi, hiç kuşkusuz
insanlık tarihi kadar eskidir. Ülkemizde de sanayileşmenin gelişim düzeyine
bağlı olarak, Ulu önderimiz Atatürk’ ün öncülüğünde, 1936’da yürürlüğe giren ve
1967 yılına kadar uygulamada kalan,
çalışma yaşamının birçok sorununu kapsayan 3008 sayılı İş Yasası ile
ülkemizde ilk kez iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda ayrıntılı ve sistemli
bir düzenlemeye gidilmiştir. Daha sonra 1971 yılında 1475 sayılı iş kanunu ve
2003 yılında 28 adet AB İş Sağlığı ve Güvenliği Direktifi’ ni karşılayan 21
yönetmelikle birlikte toplam 34 yönetmelik ve 4 tebliğ hazırlanarak 4857 sayılı
iş kanunu yürürlüğe konmuştur.
Günümüze kadar iş sağlığı ve iş güvenliği,
iş kanunlarının içerisinde maddeler halinde yer almaktayken, 1 Ocak 2013
tarihinden itibaren, 6331 sayılı iş sağlığı ve iş güvenliği kanunu hayatımıza
tamamen ayrı müstakil bir yasa olarak girmiş bulunmaktadır. Bu kanun ile
birlikte kamu ve özel sektör gözetmeksizin tüm çalışanlar kanun kapsamına
alınmıştır.
6331 sayılı iş sağlığı ve iş güvenliği
kanunun temel amacı, işin yapılması sırasında iş yerindeki fiziki çevre
şartları sebebiyle, işçilerin maruz kaldıkları, sağlık sorunları ve mesleki
risklerin ortadan kaldırılması veya azaltılmasını hedef almıştır. Yani, kuralcı
bir yaklaşım yerine proaktif yaklaşım esas alınarak, yaşanmadan önce önlem
almaya yöneliktir.
6331 sayılı kanunda dikkat çekilmesi
gereken bir diğer noktada bakanlığın işyerleri için yayınlamış olduğu tehlike
sınıfı tebliğidir. Bu tehlike sınıfı tebliğine göre, işyerleri yapılan işin
niteliğine göre az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıflara
ayrılmaktadır. Tüm işletmeler yasa gereği, 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren, bünyelerinde meydana gelebilecek iş kazası ve
meslek hastalıklarının tespiti için risk değerlendirmesi yaptırarak, iş
güvenliğini etkileyecek tehlikeleri belirledikten sonra, gerekli tedbirlerin
alınmasını sağlayacaktır.
Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfa
giren işyerleri, faaliyet gösterdiği işin tehlike sınıfına uygun iş güvenlik
uzmanı ve iş yeri hekimi istihdam etmeleri 1
Ocak 2014 tarihinden itibaren zorunlu hale gelmiştir. Az tehlikeli sınıfta
bulunan işyerleri için, iş güvenlik uzmanı ve işyeri hekimi istihdam etme
zorunluluğu 1 Temmuz 2016 tarihinden
itibaren gelecektir. Böylelikle bütün işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve
işyeri hekimi görev yapacaktır. Bu zorunlu istihdamların amaçları; hem çalışanları
iş güvenliği açısından korumak, hemde bütün işletmenin ve üretiminin
güvenliğini, yani etraftakilerin ve çevrenin korunmasını sağlamaktır. Bu yasal
yükümlülüğe uymayan işverenlere ağır yaptırımlar uygulanacaktır.
Yasaya göre işverenler kanunca
belirlenmiş süreler için işyeri hekimi – yardımcı sağlık personeli ve tehlike
sınıfına uygun iş güvenliği uzmanı ile çalışmak zorundadır.Bu personelleri
işveren kendi bünyesinde işe alabilir veya Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinden
temin edebilir.
Ayrıca, 10’dan az çalışanı bulunan,
kamu hariç bütün işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin giderleri
Bakanlık Kurulu kararı ile desteklenecektir.
İş güvenlik uzmanları ve işyeri
hekimleri, görev aldıkları işletmelerde gerekli ortam gözlemleri ve denetimleri
yaparak, işverene iş sağlığı ve güvenliği açısından tespit ettiği gereken
eksiklikleri ve alınması gereken önlemleri işverene bildirmekle yükümlüdür.
İşverende bu tespitlere karşı verilen önerilere uyarak gerekli önlemleri almak
zorundadır.
6331 sayılı kanun gereği işyeri
hekimleri, çalışanları belli aralıklarla sağlık gözetiminden geçireceklerdir.
Bütün çalışanlar için sağlık taramaları; işe giriş, iş değişikliği, iş kazası –
meslek hastalığı ve tekrarlanan işten uzaklaşma durumlarında, işyerinin tehlike
sınıfına göre bakanlıkça belirlenen periyotlarda yapılacaktır. Çalışanların işe
başlamadan önce işe giriş muayeneleri zorunlu olmuştur. Böylelikle iş kazaları
ve meslek hastalıklarının kayıtlarının daha etkin ve güncel hale getirilmesi
hedeflenmiştir.
Elli ve daha fazla çalışanın bulunduğu
ve altı aydan fazla süren sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işveren, iş
sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere kurul oluşturur.
İşveren kurula alt işverenlerden temsilciler ve yetkililerin katılımını
sağlayarak, taşeronların bilgilendirilmesini ve kurulda alınan kararların
uygulanmasını sağlamakla sorumludur. Birden fazla işverenin bulunduğu yerlerde,
iş sağlığı ve güvenliği konuları koordineli olarak yürütülecektir.
Tüm işyerlerine ait acil durum eylem
planları hazırlanarak, acil durumlarda müdahale edilebilmesi için, acil durum
ekipleri kurulacaktır. Büyük endüstriyel kaza riski taşıyan işyerleri, güvenlik
raporu veya kaza önleme politika belgesi olmadan işe başlamayacaktır. Bu tür
işyerleri işletmelerini güvenlik raporlarının içerik ve yeterliliği Bakanlıkça
inceledikten sonra açılabilecektir.
İşveren tüm çalışanlarını, iş sağlığı
ve güvenliği ile çalışma hayatına dair hak ve sorumlulukları hakkında
bilgilendirecek, çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine aktif
katılım sağlayacaktır.
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği
kanunu ile çalışanlar işyerinde ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya
kaldıklarında çalışmaktan kaçınma hakkına sahiptir. İş güvenlik uzmanları
yaptıkları denetim ve gözlemler sırasında hayati tehlike tespit ettiklerinde
işyerinin tamamında veya bir bölümünde işi durdurabilecektir.
Peki, Soma faciası önlenebilir miydi?
Bölgeden alınan bilgilere göre kazanın nedenleri olarak; mesleki eğitim
verilecek kurumların olmaması, kullanılan kişisel koruyucu donanımlarının ve
acil durum ekipmanlarının yetersizliği, denetleme eksikliklerinin (TKİ, Çalışma
Bakanlığı, Bağımsız Denetçiler vb.) proje hatalarının olması (uygun noktalarda
yaşam odalarının olmaması vb.) ve yönetmeliklerin yeterli olmaması gösterildi. Bu
elem kaza, kesinlikle kaderle, dikkatsizlikle bağdaştırılacak bir kaza
değildir. Soma’da yaşanan maden kazasının bizden götürdükleri 301 insanımızın
yanı sıra, 77 milyon yaralıdır. Şimdi düşünelim, yürürlüğe giren 6331 sayılı iş
sağlığı ve iş güvenliği kanununda belirtilen yükümler ve sorumluluklar
‘’yapmış’’ gibi olmaksızın, noksansız yerine getirilseydi, 301 canımızı
kaybetmiş olur muyduk? Bu olay sadece, kazada vefat eden 301 canı yok
etmemiştir. 301 kişinin hanesine, akrabasına telafisi olmayan büyük kayıplar,
acılar yaşatmıştır. Bu kayıplardan, işverenler, iş güvenliği uzmanları, işyeri
hekimleri ve resmi denetleme mekanizması sorumludur. Unutmayalım ki önlemek,
ödemekten daha ucuz ve insanidir.
Yazıyı Hazırlayanlar;
A Sınıfı İş
Güvenlik Uzmanı / İnşaat Yüksek Mühendisi / Ahmet Lemi Karabey
Öztürk OSGB İSG Departmanı Şef Yardımcısı / C
Sınıfı İş Güvenlik Uzmanı / Murat Umut AKGÜL
AHMET LEMİ
KARABEYÖztürk OSGB İş Sağlığı ve Güvenliği LTD. ŞTİ. Şirket Ortağı, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
29
Kasım 1961 Eskişehir doğumlu Ahmet Lemi KARABEY, 1979 yılında Kabataş Erkek
Lisesi, 1984 Gazi
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun olmuştur.2002-2006 yılları arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ile Atatürk Müze Köşkü Restorasyon çalışması, 2006-2008
yılları arasında Gazi Üniversitesi, Trafik ve Otoyol Yönetimi konularında yüksek lisans yapmıştır.
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun olmuştur.2002-2006 yılları arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ile Atatürk Müze Köşkü Restorasyon çalışması, 2006-2008
yılları arasında Gazi Üniversitesi, Trafik ve Otoyol Yönetimi konularında yüksek lisans yapmıştır.
Işıklar Holding İç Anadolu Bölge Müdürlüğü, Serbest müteahhitlik, T.C. Turizm Bakanlığı TURAŞ Genel
Müdürlüğü, T.C. Cumhurbaşkanlığı Teknik İşler Müdürü görevini yapmıştır. 2004 yılından beri A Sınıfı İş Güvenlik Uzmanlığı sertifikasına sahip Ahmet Lemi KARABEY, evli ve 2 çocuk babasıdır. Halen devam etmekte olan Muş
Yenigün İnşaat -EnerjiSA Alparslan II Barajı ve HES inşaatı ile Yenigün Enerji Söğütlükaya (POSOF 3) HES
işletmelerinde İş sağlığı ve güvenliği koordinatörü olarak görev alan Ahmet Lemi KARABEY, aynı zamanda 2013 Ocak ayından itibaren Öztürk OSGB İş Sağlığı ve Güvenliği LTD. ŞTİ. şirket ortağıdır.
MURAT UMUT
AKGÜL
Öztürk OSGB İş Sağlığı ve Güvenliği LTD. ŞTİ. İş Sağlığı ve Güvenliği
Departmanı Şef Yardımcısı, C Sınıfı
İş Güvenliği Uzmanı
6 Ağustos 1988 Ankara doğumlu Murat
UMUT AKGÜL, Kılıçarslan Yabancı Dil Ağırlıklı Lisesi, Zonguldak
Karaelmas Üniversitesi İncirharmanı Hazırlık Kampüsü, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Orm.
Endüstrisi Mühendisliği Bölümü’ nden mezun olmuştur.
Karaelmas Üniversitesi İncirharmanı Hazırlık Kampüsü, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Orm.
Endüstrisi Mühendisliği Bölümü’ nden mezun olmuştur.
Kilim Mobilya, Hayat Holding Kastamonu
Entegre Balıkesir Yonga Levha tesisinde, Arena Mimarlık-
Mühendislik ve Fabbrica Mobilya’da üretim planlama sorumlusu, kalite kontrol mühendisi, iş sağlığı ve iş
güvenliği sorumlusu olarak farklı pozisyonlarda görev yapmıştır. 2013 yılından itibaren, Öztürk OSGB İş Sağlığı
ve Güvenliği LTD. ŞTİ’ de iş sağlığı ve güvenliği departmanı şef yardımcısı olarak görev almaktadır.
Mühendislik ve Fabbrica Mobilya’da üretim planlama sorumlusu, kalite kontrol mühendisi, iş sağlığı ve iş
güvenliği sorumlusu olarak farklı pozisyonlarda görev yapmıştır. 2013 yılından itibaren, Öztürk OSGB İş Sağlığı
ve Güvenliği LTD. ŞTİ’ de iş sağlığı ve güvenliği departmanı şef yardımcısı olarak görev almaktadır.
HRM Danışmanlık Liderlik Zirvesi'ndeydi.
HRM
Danışmanlık’ın Resmi Sponsorluğunu
üstlendiği, Türkiye’de iş dünyasında lider yöneticilerin yetişmesinde önemli
bir misyon üstlenmiş olan Liderlik Zirvesi’nin on birincisi, 17 Nisan 2014
tarihinde Maslak Sheraton Hotel’de gerçekleştirildi. HRM İş Geliştirme
Yöneticisi Aydın Soysal’ın sunumu katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi.
HRM İZMİR’DEN YENİ BİR EĞİTİM ALANI
HRM İZMİR’DEN YENİ BİR EĞİTİM ALANI
Açık alan eğitimleri ile birlikte içimizde hapsettiğimiz
enerjimizi açığa çıkarıyoruz. Sınırlarımızı zorluyoruz, başarabilmek gücümüzü
keşfediyoruz. Doğanın sonsuz öğretici gücünü keşfediyoruz. Bizi eğitmesine ve yol
göstermesine izin veriyoruz. Kişisel gelişim, risk analizi, stres yönetimi,
takım çalışması eğitimlerinde eğitim anlayışımızı değiştiriyoruz.
· HRM İzmir
Mayıs ayı içerisinde Gates firmasının 150 kişilik çalışanına oryantiring
eğitimini tamamladı.
Oryantiring (yönbulma, orienteering), harita yardımıyla yön
bulmayı içeren, zamana karşı yapılan bir açık alan spordur. Oryantiring eğitimi
ile takım çalışması, koordinasyon, strateji geliştirme, zaman kullanımı ve
yönetimi gibi becerilerin gerek kişisel gerekse takım olarak öğrenilmesi ve
geliştirilmesi sürecine çok başarılı olarak uyarlanabilen bir spor
etkinliğidir. Ayrıca bu eğitim sayesinde çalışanların yetkinliklerini tespit
ederek kariyer haritalarını oluşturma imkanı firmalara sunulmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








