29 Nisan 2014 Salı

DR. Zerrin BAŞER - Röportaj



Dr. Zerrin Başer
ICF Akredite Profesyonel Koç


Dr. Zerrin Başer, ICF akredite Profesyonel Koç (PCC), eğitmen olarak özellikle üst düzey yönetici ve liderlere yönelik koçluk hizmetleri, liderlik programları uygulamakta, profesyonel koçluk mesleğinin Türkiye’de ve dünyada gelişimi için eğitim ve çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Liderlikle ilgili kitap yazmakta ve gelenceğin liderliği ağırlıklı “esinlendiren konuşmalar” yapmaktadır.

Temmuz 2008’den itibaren Erickson College International’ın Türkiye eğitim, ve yapılanmasının temsilciliği ve sorumluluğunu yürütmekte İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa ve KKTC Erickson Koçluğun Sanatı ve Bilimi Sertifikasyon Eğitimlerini düzenlemektedir. Erickson College International eğitmen kadrosunda olan Dr. Başer Avrupa Ülkelerinde uluslararası eğitmen, danışman ve koç olarak çalışmaktadır.
2004 yılında Denge Merkezi Eğitim ve Danışmanlık şirketini Ankara’da kurmuş, 2010’da İstanbul şubesini açmıştır. Dr. Zerrin Başer, yaklaşık 24 yıldır bireysel ve kurumsal gelişim alanında da çalışmakta olup, özellikle kişi ve kurumların potansiyellerini ortaya çıkaran bütünsel metodolojileri, değer ve insan odaklı sistem yaklaşımlarını ve verimli takım süreçlerine yönelik bilgi ve deneyimlerini paylaşmaktadır. 2008 yılında Leadership Management Intstitute (LMI) Türkiye lisansörlüğü ile Liderlik Üniversitesi ve Liderlik Zirveleri programlarını yürütmeye başlamıştır. 2012 yılında 5 Deep ile işbirliği yaparak Spiral Dinamik Bütünsel Değer Sistemlerinin Türkiye’deki temsilcisi ve uygulayıcısı olmuştur.
Dr. Başer, Robert Koleji’nin ardından Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirmiş ve Aile Hekimliği Uzmanlık ihtisası yapmıştır. Sağlık alanında proje ve danışmanlık hizmetleri geçmiş iş yaşamının deneyimlerini oluşturmuştur. 

NLP eğitiminizi, Amerika’da “The Society of Neuro Linguistic Progamming” programına devam ederek, NLP kurucusu ve halen isim hakkı sahibi olan Dr. Richard Bandler’dan almışsınız.  Bu programa katılmaya nasıl karar verdiniz? Size ve daha sonra çalışma hayatınıza nasıl etkileri oldu?

İnsana hizmet etme, insanı tanıma ve anlama kısacası insana dair herşeye olan çocukluktan gelen merakım beni sonunda tıp fakültesine gitmeye, hekim olmaya ve dahası aile hekimliği ihtisası ile sonuçlanan kariyer yoluna getirdi. Bu yolculuk hiç beklenmediğim bir şeklide sağlık projesinde çalışmaya başladığım dönemle birlikte beni hasta-hekim ilişkisi yerine Türkiye geneli için planlamaya ve büyük resimden bakma durağında indirdi. İşte NLP’nin ilk adımları aslında hiç bilmeden bu dönemde atıldı. 1992’li yıllarda yürütlen önemli çalışmalar bir gün tek bir kişinin kişisel ve vizyondan uzak kararı ile rafa kalkınca tek bir yetkili insanın neleri artı veya eksi yönde hareket ettirebileceğinin idrakine vardım. O günden sonra aslında tıp fakültesinde insanı bedenin ötesinde tanımadığımı daha fazla anladım. İnsanı ve insana dair herşeyi, davranışları etkileyen temelleri, insan psikolojisini, felsefeleri kısaca insana dair ne varsa hemen herşeyi daha da derinden araştırmaya ve aynı zamanda kendimi de daha fazla keşfetmeye başladım.

Bu süreçte NLP ile bir kitapla tanıştım ancak kitapla NLP’nin öğrenilemeyeceğini sonra anladım zira o kitap bende NLP’ ye karşı negatif bir önyargı da oluşturdu. Bu önyargımı NLP eğitimi alan güvendiğim bir arkadaşımın beni çok etkileyen sözleri değiştirdi. Bir gün onunla “insan neden bir gün bir şey yapmamaya karar verir ve sonrada kendini aynı davranışı yaparken bulur? Davranış değiştirmek neden bu kadar zor?” “Bir ‘Değişim Atölyesi’ olsa insan kapıdan girse değiştirmek istediklerini değiştirse ve değişimle birlikte çıksa, bu kadar zor olmamalı, reçete gibi bir şeyler olmalı” diye sohbet ederken bana “sen NLP eğitimine katıl, aradığın cevapları oarada bulabilirsin” dedi. Belki de ilk kez bir tavsiyeye kulak vermenin hayatımda bu kadar radikal değişiklik yapabileceğini bilemezdim. İlk NLP eğitimime Tamer Dövücü ile Yedi Tepe Üniversitesinde başladım. Kendimde ve yakın çevremle paylaştığımda onlarda yöntemlerin gerçekten kısa dönemde derinden etkilerini görmeye başlayınca soluğu Dr.Richard Bandler’in eğitimlerinde aldım. Amerika’da aldığım eğitimler ve yaşadığım süreç bu konuda net bir karar oluşturmama neden oldu ve o günden sonra özellikle bireylerle ve kurumlarla odağı insan olan ve istenilen, hedeflenen yönde değişimi yaşama yansıtabilmeye aracılık edcek, katkı sağlayacak bir işin yaşam amacımla çok derinden örtüştüğünü fark ettim.

NLP’ nin bana en büyük etkisi bugünlerde 10. Yıl dönümünü kutlamakta olduğumuz Denge Merkezi Eğitim ve Danışmanlık şirketini kurmamızın temel nedeni olmasıdır. Bugün yaptığımız herşeyin temelinde NLP ile olan yolculuk var diyebilirim. Ayrıca NLP yöntemlerinin pek çoğunun içselleştirmek üzere yıllarca kendi üzerinde çalışmış biri olarak yöntemlerin iş yaşamımın yanı sıra kişisel yaşamıma da olumlu yansımaktadır.

Erickson Coaching International’ın NLP – Neuro Linguistic Programming- Programı hakkında bilgi verebilir misiniz? Programın amacı, içeriği, uygulama alanları ve kurumsal hayattaki faydaları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Erickson Coaching International’ın Türkiye Temsilcisi olarak NLP Practitioner sertifika programını Erickson adına yürütmekteyiz ve verdiğimiz sertifika aynı zamanda Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) tarafından da akredite bir sertifikadır. Bu programa benim 2004’de verdiğim isim “Değişim Atölyesi” dir. Katılımcının NLP yöntemlerini öğrenerek kendi “kullanma kılavuzunu” oluşturmasını sağlar. Malum insan dünyaya gelince kimse bu sistem böyle kullanılır burada nasılı içeren yazılı bir kitapçık var demiyor. Yol boyu hepimizi farkında olarak, olmayarak aslında bizi zaman zaman da çok zorlayan bir sürü gerekli gereksiz programı bir anlamda organik mükemmel bilgisayar olan sistemimize yüklüyoruz. Sonrasında da tam olarak ne yapacağımızı bilmediğimiz için çoğu zaman çok büyük kolaylıkla çözümlenecek konularda zorluk yaratıyoruz kendimize. “Değişim Atölyesi” ‘ne katılan kişi NLP’nin temellerini, nerden nasıl, hangi bilimsel temellerle geliştiğini, insanın kendi sistemini, çocukluktan başlayarak oluşturduğu programlarını, düşünce ve inanç sisteminin temellerini ve özellikle yaşamda kişiyi zorlayan kısıtlayıcı davranış ve inançlarını keşfeder. Bu program kişinin kendine ait farkındalığının artmasını sağlamanın yanı sıra aynı zamanda kişiye kendi sistemini yönetebilecek donanımı da sağlar, onu desteklemeyen programları nasıl değiştireceğini öğrenir. Geçmişe takılı kalarak ve bugün ya da yarını yaşadığını varsayarak aslında geçmişin tekrarını yaşamakta olduğunu fark eden insanın bunun yerine istediği, planladığı geleceğe yönelmeyi, hedeflerini netleştirebilmeyi, farkında olmadan taşımakta olduğu yüklerden kurtulmayı sağlar. Aynı zamanda koçlar için koçlukta kullanılacak bazı araçları da sunar.

NLP eğitimin kurumsal yaşamda en önemli faydası iletişim üzerine olmaktadır. Kendi ile iletişim kuramayan insanın bir başkası ile sağlıklı iletişim kurmasını nasıl bekleyebiliriz? Kurumsal NLP eğitimi bazı farklılıkları barındırır ve özellikle kurumsal NLP eğitimini şirket olarak alan organizasyonlarda fazlaca görülen iletişim kazalarının belirgin ölçüde azalması, yargısız iletişim kurulması, özellikle davranış farklılıklarının nedenlerinin anlaşılması sonucu bir diğerini daha objektif görebilme, hedeflere odaklanabilme, aynı dili konuşabilme, belirgin bir iç motivasyon artışı kurumsal NLP eğitimlerimiz sonucunda kurumlardan aldığımız belli başlı geribilidirmler arasındadır. 

Denge Merkezi Eğitim ve Danışmanlık’ın kurucu ortağı olarak, şirketinizin kurulum aşamasından bugüne, bu alanda yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Başarı hikâyeleri vb.

Öncelikle sanırım en önemli başarı hikayesi Denge Merkezi’nin hikayesidir. NLP kavramının içinin boşaltıldığı, adının anılmak istenmediği, aslında herkesin kendini NLP uzmanı ilan ettiği ve kurumların neredeyse NLP adını duymak istemediği bir dönemde NLP temel ekseninde kurulan bir şirket olarak gelişerek devam edebiliyor ve bu hizmetleri her geçen gün daha da geliştirerek sürdürebiliyorsa bu da sanırım NLP’nin kurumsal alanda önemli bir örneğidir. Bizim takım üyelerimizin tamamı tüm eğitim süreçlerimizden geçerler ve bunların başında NLP yer alır.  Eğitim alanında çalışanların çok iyi bileceği gibi bir kurumda bir kısım insana bir eğitim aldırdığınızda bu eğitim tüm kurumun kültürü haline gelmek üzere öncelikle üst düzey yönetim tarafından kararlılıkla desteklenmez ise sonuçta genellikle sadece o eğitime katılanlara fayda sağlamış olur. Bu kapsamda çalışanlarının tamamına bu eğitimleri sunan çalıştığımız şirketler biraz önce ifade ettiğim faydaları sağladıklarını ifade etmektedirler. Çoğu zaman bu süreçleri destekleyecek yeni bilgileri de içeren tazeleme eğitimleri bir anlamda bir “ayar” veya “yeniden hizalanma” çalışmaları da bir çeşit toz alma ile birlikte başarılı hikayeleri ortaya çıkarmaktadır. Bu konuda verebileceğim örnek sayısı çok. Hemen aklıma gelen bir örnek bir kurumda bir çalışan ne olursa olsun hak ettiği terfiyi alamayacağı “sınırlı inancını” değiştirip, NLP’nin hedef belirleme yöntemleri ile net hedefini koyduktan çok kısa bir zaman içinde terfi etmiştir. Bir başka örnek kendi işletmesinde NLP eğitimi sonrası maddi anlamda ölçülebilir düzeyde verimlilik kazandığını belirten bir başka şirket sahibidir. 

NLP teknikleri ile yapılan çalışmaların etkili olduğu alanlar/durumlar/konular nelerdir? Ülkemizde kişilerin ve özellikle de kurumların bu tür çalışmalara bakış açısı nedir?

NLP’ nin temeli insan beynin çocukluktan başlayarak nasıl programlandığı ve nasıl kullanıldığı buradan herektle de yeniden nasıl programlanabileceğidir. Tüm bu programlama aşamasında konuştuğumuz dilin, kullandığımız kelimelerin ve neyi nasıl söylediğimizin sistemimiz üzerinde çok büyük etkisi vardır. NLP ile kişi ne söylediğini farkındalıkla duyar hale gelerek kendi ile ilgili seçeceği kelimelere ve düşünce sistemine gereken önemi vermeye başlar.   

NLP bireyin öncelikle kendi sisteminin çocukluktan başlayarak nasıl programlandığını keşfetmesini ve aynı zamanda bu keşifte neleri nasıl değiştirmek istiyorsa bunların yol ve yöntemlerini kapsar. NLP ile kişinin en büyük değişim sağladığı alan algıları (geçmiş, şimdi ve gelecek) ve sınırlayıcı düşüncelerin, inaçların farkına varabileceği kulak keskinliği kazanarak düşünce sistemini farkındalıkla yönetebilme becerisi kazanmasıdır. NLP mükemmelliğin modellenmesidir, bir kişinin iyi yaptığı ve ya kişinin bir alanda iyi yaptığı bir şey kişi için hepimiz için model oluşturur. İnsanoğlu ayna nöronları aracılığı ile modelleyerek öğrenen bir varlıktır bununla birlikte kopyalamayız, her insan kendi sentezini oluşturur. Bugün dünyada 7 milyar farklı insan, farklı algı sistemi aslında farklı dil konuşan insan var demektir. Örneğin Türkçe konuşuyoruz ve anlaştığımızı var sayıyoruz ancak hepimiz aslında tamamen kendi dilimizi konuşuyoruz.

Çünkü algı sistemimizle dış dünyadan görüntü, ses, tat, koku ve his/dokunma olarak aldığımız veriler, iç sistemimizde kayıt edilmesi esnasında yine insan beyninin temel özelliği olan silme, bozma ve genelleme denilen aşamalardan geçerken kişinin inançları, algı sistemleri ve davranış modelleri çerçevesinde kodalanır. Böylece her olaya her insanın bakışı o insanın kendi algı çerçevesini oluşturan temel inanç ve değer sisteminin yanı sıra kendine göre uyumlandırdığı kodlama isitemleri ile kayıt edilir. Bu çerçeveden bakılınca iletişim kazaları yaşamamak mucize olarak tanımlanabilir. NLP insanın sadece kendi sistemini ve dilini anlamasını değil aynı zamanda aslında anladığını zannetiği diğer insanların da dillerini anlamasını sağlar.

NLP’ nin modelleme çalışmaları insanı destekleyecek, sonuç verdiği bilinir programları bir anlamda kişinin kendi bilgisayarına NLP metodolojileri ile yüklemesini sağlar. NLP içi boş bir şablona benzer neyin üzerine koyarsanız o alanla içini doldurabilirsiniz. Yaşamın her alanında yararlı olur. Bu alanlar arasında kişisel gelişim ve farkındalık, her alanda öğrenme ve eğitim, motivasyon, spor, sağlıklı yaşam, iş yaşamında verimlilik, güçlü iletişim, satış yetkinliklerini geliştirme, liderlik  potansiyelini geliştirme, sağlıklı ilişkiler gibi alanların yanı sıra toplumu etkileme ve politika da NLP yöntemlerinin yansımalarının gözlemlendiği alanlardır.

Günümüz iş dünyasında koçluk, mentorluk, danışmanlık vb. hizmetlerin geldiği nokta hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu çalışmalar günümüz dünyasında yeterli seviyede midir? Nasıl olması gerekir?

Günümüz iş dünyasında Türkiye’de koçluk henüz gelmesi gereken yere ulaşmıştır diyemeyiz. Bununla birlikte geçmiş yıllara göre ciddi gelişimler vardır. Öncelikle kurumlar koçluğu daha iyi anlamaya ve doğru kişilerden ICF akredite okul mezunu, ICF akredite koçlardan almaya özen göstermektedirler. Koçluk kurumsal dünyada hem yöneticilerin ve hem de çalışanların sadece işlerini verimli yapmalarını değil aynı zamanda yaratıcı potansiylellerini ortaya çıkararak işlerini geliştirmelerini, bilgileri hızla yetkinliğe, davranışa geçirmelerini destekleyen günümüzün en güncel insan gelişim yaklaşımıdır ancak bu düzeyde farkındalık henüz arzu edilen düzeyde kurum yöneticilerinde, karar vericilerde oluşmamıştır. Bu farkındalığa sahip olan kurumlar hem yönetici koçluğu, hem koçluk yaklaşımları ile yöneticilik, hem yapılandırılmış koçluk yaklşaımları ile mentörlük programları ile ve hem de çalışanlara güçlü sorularla düşünme ve iyi dinleme becerileri kazandırarak kendi rakipleri arasında fark ayartmaktadırlar. Stanford Graduate School of Business’ın 2013’de yaptığı bir araştırmada büyük şirket CEO’larının %78’i bir koçla çalışmayı kendi istekleri ile tercih etmekte ve en fazla takım olma, dinleme, güçlü iletişim kurma, mentörlük yetkinlikleri alanlarında koçlarla çalışmakta olduklarını göstermektedir. Günümüzde olması gereken kurumların koçluk kültürünü geliştirmek için bu konuyu öncelikleri arasına almalarıdır. ICF’in her sene dünya genelinde yaptırdığı araştırmalar koçluk alan ve koçluk kültürünü özellikle takımlarında geliştiren kurumlarının yıl sonu hedeflerine ulaşmada ciddi farklar ve gelirlerinde belirgin artışlar gözlemlerinin yanı sıra iç müşteri memnuniyetinde artışlar ve mutlu çalışanlara sahip olmaları en önemli sonuçlar arasındadır. Türkiye’nin kurum ve kuluşlarının da insan potansiyellerini destekleyecek çağımızın etkili yöntemlerinden koçluk ve mentörlük gibi hizmetlerden yararlanmasının ülkemizin geleceği açısından da özellikle Y kuşağı ile verimli çalışmada önemli olduğuna inanıyorum. 

Bu alanda kariyer hedefi olan kişilere ve kurumlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Azimle ve kararlılıkla doğru olanı, temel yetkinlik ve niteliklerin tüm bu yaklaşımların gerektiği profesyonellik ve etik anlayış içinde sürdürmeleri, her ortamda bu kavramları anlatmaları, tanıtmaya özen göstermeleridir. Ayrıca bu alanda kişisel yetkinlikleri zenginleştirmeyi önerebilirim. Özellikle koçluk gibi alanlar bu alanda çalışan kişilerin sürekli olarak kendilerini geliştirmelerini ve kendi üzerlerinde farkındalıkla çalışarak yenilenmelerini gerektirmektedir. 

THINKNEURO - YENER GİRİŞKEN

 THINKNEURO HAKKINDA


 Nöropazarlama araştırmalarıyla tüketicinin bilinçdışına ayna tutarak pek çok pazarlama sorusunun “gerçek” yanıtlarını bulmaya çalışan ThinkNeuro, deneklerin beyin EEG’lerini ölçümleyerek, belirli bir algoritmayla, reklamlara, pazarlama araçlarına, sloganlara vb. verdikleri bilinçaltı tepkilerini analiz ediyor. Analizler sonucunda özellikle reklam filmleriyle ilgili “dikkat”, “duygusal etki” ve “duygusal zorlanma” verileri saniye saniye görülebiliyor ve filmin nöroskoru tespit edilebiliyor. Tüketicilere herhangi bir anket uygulanmadan veya soru sorulmadan gerçekleştirilen araştırmayla, geleneksel pazar araştırmalarında bulunan sistematik ve sistematik olmayan hatalar minimize edilmiş oluyor.
ThinkNeuro’nun yönetici ortağı Dr. Yener Girişken pazarlama doktorasını ve tezini bilinçaltındaki marka algısını en etkin biçimde yansıtan marka kişiliği üzerine yazdı. Sonrasında nöropazarlama uygulamalarının tüketicinin duygularını etkin biçimde ölçebilmesinden dolayı bu alana yöneldi ve ThinkNeuro’yu kurdu.

Dr. Yener Girişken Kimdir?
ThinkNeuro, Yönetici Ortağı                                                                                            
Dünya Nöropazarlama Bilim ve İş Konseyi (NMSBA), Türkiye Başkanı


Doktorasını İstanbul Üniversitesi Pazarlama Bilim Dalı'nda alan Girişken, ABD'de Kuzey Karolina Üniversitesi'nde Pazarlama Masteri yapmıştır. Türkiye'nin ilk neuromarketing şirketi ThinkNeuro'nun kurucusu ve yönetici ortağıdır. Thinkneuro, son üç yılda nörobilim yöntemleriyle 400'e yakın pretest ve posttest reklam araştırması yaparak, başarılı reklamın kodlarını deneklere herhangi bir soru sormadan ortaya koymuştur. Bu araştırmalar sırasında gönüllü deneklerin beyin dalgaları (EEG) ve göz hareketleri (Eye Tracking) senkronize biçimde ölçülmüştür.
Türkiye ve dünyada nöropazarlama alanında birçok konferansa konuşmacı olarak davet edilen Girişken, Dünya Nöropazarlama Bilim ve İş Konseyi (NMSBA)'nin Türkiye başkanıdır, Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Programı'nda nöropazarlama dersi vermektedir. 

ThinkNeuro firmasının kurulum süreci nasıl gerçekleşti? Fikir nasıl oluştu ve olgunlaştı?
-  2010 yılının sonunda doktorayı tamamlayınca, ortaklarımla bir araya gelerek Thinkneuro’yu kurduk. ABD’de tanıştığım nöropazarlama kavramı hem akademik, hem de ticari olarak giderek yaygınlaşmaya başlamıştı. Ancak bu alanda faaliyet gösteren hiçbir şirket bulunmuyordu. Yurtdışından getirdiğimiz cihazlar ve nöroloji alanında aldığımız bilimsel desteği pazarlama bilgi ve tecrübemizle birleştirerek Thinkneuro’yu kurduk.

Firmanızın kuruluşlara sunduğu hizmetler neler? Daha çok hangi sektörlerde hizmet veriyorsunuz? Ne tür talepler alıyorsunuz?
-   Öncelikle reklam araştırmalarında kullanılan metodolojimiz sonrasında alışveriş deneyimi, ambalaj ölçümleri ve marka konumlandırma çalışmalarıyla çeşitlendi. Son 3 senede 400’ün üzerinde reklam ölçümü yaparak Türkiye’nin en çok reklam araştırması yapan şirketi olduk. Bunun yanında web sitemizde ve çeşitli medya kuruluşlarında da paylaştığımız marka algısı araştırmalarıyla tüketicinin bilinçdışı süreçlerini de hesaba katarak ilgi çeken çalışmalara imza attık.


-   Araştırmalarımız FMCG, gıda, otomotiv ve finans sektörü başta olmak üzere, perakende, beyaz eşya ve gsm sektörlerinde de talep görmekte. Son zamanlarda tüketici deneyiminin beyin dalgaları ve göz takibi (eye tracking) yöntemleriyle ölçümlendiği çalışmalara talep artıyor. Çünkü marka olma sürecinin en çok deneyimlerle şekillendiği artık biliniyor.

Nöropazarlama (NeuroMarketing) nedir? Nasıl çalışır? Yapılan işleri Nöropazarlama bakış açısıyla görmeye çalışmak nasıl bir fayda sağlar?
-  Nöropazarlama, tüketicilerin beyanlarına başvurmaksızın, çeşitli beyin görüntüleme ve göz takibi (eye tracking) yöntemleri kullanılarak pazarlama uyaranlarına verdikleri tepkiyi ölçerek pazarlama süreçlerinin daha etkin hale getirilmesidir. Nöroloji ve pazarlama biliminin birlikteliği adeta sosyal bilimlerle pozitif bilimlerin kucaklaşarak disiplinlerarası yeni bir alanın ortaya çıkmasıdır.
-  Şirketler şimdiye kadar tüketicilerin beyanlarına dayanarak pazarlama stratejilerini tasarlıyorlardı. Ancak tüketicilerin, yapacaklarını söyledikleriyle yaptıkları arasındaki makasın bu denli açık olduğu anlaşılınca, daha yaratıcı pazarlama araştırmaları yöntemlerine dair arayışlar arttı. Nöropazarlama da tam olarak bu noktada şirketlerin ihtiyaçlarını karşılayarak, beyin görüntüleme teknikleriyle, tüketicilere herhangi bir soru sormadan onların algılarını ölçme ve pazarlama çıktısı üretme yetisine sahip olduğunu gösterdi. Böylelikle, şirketler tüketici davranışının temel kaynağı olan bilinçdışından veri alabilmeye başladı.

Başarı hikâyelerinizden/projelerinizden  bahsedebilir misiniz?
-  Thinkneuro, Türkiye’de ilk, dünyada 35. nöropazarlama şirketidir. Öncelikle bu kadar hızlı hareket ederek ve piyasadaki boşluğu görerek adım atmış ve dünyada sayılı nöropazarlama araştırma şirketlerinden biri olmuştur. Bu noktada, belirleyici olan, Thinkneuro’nun dünyadaki nörobilime dair gelişmeleri de takip ederek, pazarlama odağından sapmamasıdır.
-  Aynı zamanda yenilikçi metodolojiler geliştirerek şirketlerin pazarlama süreçlerini etkin hale getirmek Thinkneuro’nun tekrar tekrar başardığı bir olgu. Örnek vermek gerekirse Türkiye’de bir GSM operatörünün web sayfasının optimizasyonunda beyin dalgaları ve göz takip (eye tracking) sistemi kullanıldı ve bu araştırmanın çıktılarına paralel olarak yapılan değişiklikler o kadar etkili oldu.  Bununla beraber, çalışmanın bulgularını Hollanda’da Dünya Nöropazarlama Bilim ve İş Konseyi’nin online perakende konferansında sunma şansına sahip olduk. Thinkneuro’nun en önemli özelliği iş dünyasıyla bilim dünyasını mümkün olduğunca kucaklaştırmasıdır.

Bu konuda kariyer yapmak isteyen kişilere ve kurumsal firmalara önerileriniz nelerdir?
-  Öncelikle, üniversite çağına gelen gençlere tavsiyemiz bilişsel bilimler üzerine odaklanmalarıdır. Gelecek yıllarda nörobilimler ve sosyal bilimlerin evliliği oldukça keyifli, heyecan verici ve katma değer yaratan iş alanları doğuracaktır.
-  Bunun yanında, kariyerlerine iktisat, insan kaynakları, pazarlama, satış, reklam, psikoloji ve sosyoloji gibi alanlarda devam eden kişilere tavsiyem nörobilimle ilgili makaleler ve kitaplar okuyarak,  insan davranışının merkezinde yer alan bilinçdışı faktörleri içselleştirmeleridir. Bu içselleştirme süreci sadece kariyerlerinde başarıyı getirmekle kalmayacak, kişisel hayatlarında sevdikleriyle olan ilişkilerde de olumlu etki yaratacaktır.



HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ İŞLETME ÖĞRENCİLERİ İLE BULUŞMA

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ İŞLETME ÖĞRENCİLERİ İLE BULUŞMA


Mehmet Auf’ un Hacettepe Üniversitesi İşletme bölüm dersine konuk konuşmacı olarak katılım sağlandı. HRM Danışmanlık’tan Elif Ejdar Özel İşletme 4. Sınıf öğrencileri ile CV hazırlamanın incelikleri hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.



HRM – KALDER İŞBİRLİĞİ



HRM – KALDER İŞBİRLİĞİ
  



HRM İzmir,  eğitim hizmetine bir yenisini daha ekledi. Bugüne kadar seçme yerleştirme ve kurumlara özel projeler dışında, pazarlamadan muhasebeye, finanstan kişisel gelişime kadar birçok konuda eğitim hizmeti ile de tanınan HRM, 1995 yılında İzmir’de faaliyete başlayan KALDER ile işbirliği yaptı. Özel ve kamu kuruluşlarının gelişimine önemli katkı sağlayan ve EFQM’in (Avrupa Kalite Yönetim Vakfı) ülkemizdeki tek temsilcisi olan KALDER ile eğitimlerin ilki geçen Şubat ayında gerçekleşti. Eğitimler ayda bir eğitim olmak üzere hız kesmeden devam etmektedir.




                                                    Kariyer Fuarı Etkinliği




11-12-13 Mart tarihleri arasında gerçekleşen 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin Kariyer Fuarı etkinliğinde HRM İzmir Yönetici Ortağı Sezen Kasap ve HRM Danışmanı Banu Demirtaş  Kişisel Gelişim Seminerinde CV Hazırlama ve Mülakat Uygulamaları ve Mülakat Simulasyonu ile öğrencilere mülakat ve CV hazırlamanın önemine dikkat çekti. 

21 Şubat 2014 Cuma

HRM Danışmanlık, KAGİDER Ocak Ayı Kahvaltı Toplantısı’ndaydı.

 





HRM Danışmanlık, KAGİDER Ocak Ayı Kahvaltı Toplantısı’ndaydı.




KAGİDER’in düzenlediği “Geleneksel Kahvaltı Toplantıları” bu yıl ilki 23 Ocak 2014 Perşembe tarihinde gerçekleştirildi. HRM Danışmanlık İstanbul Ofisi’nden Şebnem Dedeoğlu’nun katıldığı etkinlikte; ekonomist ve akademisyen Asaf Savaş Akat konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye ekonomisi için 2014 yılı beklentilerinin neler olacağını ve bizleri ne gibi risklerin ve fırsatların beklediği tartışıldı.

Şebnem KANDIRALI - Diyetisyen

                                                                                                                                                                                            
BESLENMENİN GELECEĞİ

Şebnem KANDIRALI Kimdir?
Diyetisyen

29/03/1989 İstanbul’da doğan Şebnem Kandıralı’nın, sağlık sektörüne ilgisi, hastane ortamında geçirdiği 2 yıllık kreş eğitimi ile başladı.

Gerek aile gerekse bahse konu çevrede gözlemledikleri; doğru beslenmenin aslında çocukluktan başlayarak uygulanması gereken bir program olduğu olgusu, yapılan yanlışlıkların ileride insan sağlığı ve hatta hayatını nasıl olumsuz etkilediği düşüncesini yerleştirdi. Hedefi bu yanlışı düzeltmek ve çevresinde de kaliteli yaşamı öğretmek olduğundan 1995-2003 yılları arasında eğitimini Özel Gökdil Koleji’nde ve 2003-2008 yılları arasında da orta öğretimini ST. Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladıktan sonra, yüksek öğreniminde branş seçimi Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü oldu. Eğitimi süresince Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Özel Pendik Bölge Hastanesi, Evrensel Catering, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi, Özel Ferihan Lâçin Hastanesi, Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği Üsküdar Temsilciliği’nde kısa ve uzun dönemli iş tecrübeleri edindi, ayrıca bu süre esnasında 2. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu, 2. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu Onkoloji Diyetisyenliği, İstanbul Sağlık ve Beslenme Bienali, 7. Beslenme ve Diyetetik Kongresi, Obezite Sempozyumu ve Obezite ile Savaş Platformu, GNC Yaşam Koçluğu ve Besin Destekleri ve Diyetisyenler için Obezite Cerrahisi Kursu’na katılıp, bilgisini arttırdı ve 2012 yılında bahse konu olan üniversiteden mezun oldu.

Halen Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Yüksek Lisans Programına bilimsel gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla devam eden genç diyetisyen, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Amacı; pozitif bilimin ışığında, mesleki ahlak ve etik ilkelerinden ödün vermeden danışanların beklentilerini değerlendirip, birlikte sağlıklı ve gerçekçi hedefler belirleyerek bu hedeflere başarı ve mutlulukla ulaşarak kalıcı sonuçlar elde etmek ve şahıslara sağlıklı beslenmeyi öğreterek, kilolarını koruyup ömür boyu yüksek kaliteli ve keyifli yaşamı sürdürebilmelerini sağlamaktır.   
  
Diyetisyen olmaya nasıl karar verdiniz? Bu konuda uzmanlaşmak istemenizin sebebi neydi? Sizi etkileyen kişi/durum /olay var mıydı?

Meslek seçimi tabi ki insan hayatında önemli bir yer tutmakta. Kazanma yolunda atılan her adım ve verilen karar ülkemiz şartlarında üniversite sınavından geçmekte. Bu yüzden tercih yaparken insan, geçmişinde kendisini etkileyen olayları ve gelecekte kazanımlarının ne olacağını düşünüyor. Ben, çocukluğumun ilk yılları hastane kreşinde geçen biri olarak çevresel şartlardan etkilenmiş olabilirim ama en büyük etkenlerden biri yakın çevremde gördüğüm hasta potansiyeliydi. Zamanla tercihlerimi yapmam gerektiğinde, “İnsanlara nasıl daha faydalı olabilirim”i düşünürken sağlık sektörünün ilk tercihim olması gerektiğine karar verdim. Bugün bu sektörde çalışırken tercihimin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyorum. Eskiden çoğunlukla hastaneler bazında rahatsızlıkları olanlara diyet verilirken, günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile hazır, işlenmiş besinlerin ön plana çıkışı, piyasada ürün çeşitliliğinin artması, tüketicilerin beslenme anlamında yalan yanlış bilgilerle yönlendirilmesi, geleneksel olarak tüketilen besinlerin bile tat, koku, renklerinin değişmesi bu alanda uzmanlaşmış kişilerin bireylere sağlıklı beslenmeyi, doğru besinleri seçmelerini öğretip, yaşam kalitelerini arttırmak açısından önem taşır. Bu alanda uzmanlaşmak kulaktan dolma bilgiler dışında bilimsel çalışmalar doğrultusunda insanlara farklı imkânlar, seçenekler sunmak için akademik anlamda da çalışmalarla ilgilenmeyi gerektirir. İnsanın hem kendisine hem çevresine yaşamı boyunca fayda sağlaması için kendisini yaşanılan şartlara göre yenilemesi, bilgi dağarcığını arttırması gerekir. Bu açıdan eğitim düzeyini yükseltip kişilere daha faydalı olmak adına uzmanlık eğitimime devam etmekteyim.

Günümüzde insanlar diyetisyene ne gibi nedenlerle / şikâyetlerle başvuruyorlar? Gelecekteki bu nedenler / şikâyetler açısından ne gibi değişiklikler olacak sizce?

Diyetisyene başvurulan birincil neden beslenme kaynaklı hastalıklar nedeniyle gencinden yaşlısına kilo vermek ve bu kiloyu kalıcı bir şekilde korumayı sağlamak. Diğer nedenler arasında kilo almak, diyabeti, kalp-damar problemleri veya yüksek kan basıncı olanlarda sağlığın iyileştirilmesi yönünde bir beslenme düzeni istenmesi, sindirim sistemi problemi yaşayanlarda uygun besinlerle düzenli bir beslenme takibi yapılması, hamile veya emzirme döneminde olup sağlıklı beslenmeyi öğrenmek isteyenler ve sporla ilgilenip ona uygun bir program isteyenler. Gelenlerin çoğu vaktiyle çok çeşitli yöntem denemiş, maddi açıdan epey para harcamış, sonuç almış ancak kiloyu geri alıp vermekten bezmiş; artık devamlılık sağlayacak kalıcı bir şeyin peşinde oluyorlar. Bazısı öyle bıkmış oluyor ki; “Lütfen başka bir ürün, toz, karışım vb. bir şey önermeyin” diye belirtiyor. Daha önceki diyetlerinde tek düze besinlerle beslenenleri (Örneğin; sadece salata, yoğurtla) dinlemek benim için şaşırtıcı oluyor. Psikolojileri o kadar bozulmuş oluyor ki farklı alternatifleri sunmama rağmen salata yediremiyorum. Günümüzde artık meslek içi veya dışı o kadar çok bilimsellikten uzak bilgi kirliliği var ki bireyler neye inanacaklarını şaşırmış durumdalar. Her gün medyada bir başka bilimsellikten uzak yanlış haberlerle karşılaşıyoruz.

Gelenler yardım almadan, birinin desteği olmadan ister kilo verme, ister sağlıklı beslenme işi olsun yapmak istemiyorlar. Yine en yakın, belki tavsiye edilen birine tüm sorularıyla birlikte gidip çare arıyorlar. Biz yine en baştan yapılan hataları gözden geçirerek, motivasyonu yeniden kazandırarak uzun süren yola yeniden adım atıyoruz. Hastalıklar günden güne çeşitlendikçe şu anki hastalıklara ek farklı rahatsızlıklarda nasıl besleneceğiz gibi soruların artacağını düşünüyorum. Eğer bu meslek alanında akademik anlamda eğitilen kişi sayısı artarsa sosyal medyada daha fazla boy gösterip, doğru bilgi aktarımı sağlanırsa belki kişi veya diyet bazında yapılan şikayetlerin sayısı azalır.

Beslenme biçimimiz hayatımızı nasıl etkiler? Faydaları ve zararları nelerdir?

Bilindiği gibi sağlıklı beslenmenin yaşam üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Çalışmalar göstermiştir ki düzenli, sağlıklı beslenme ve dengeli öğünler süreklilik arz eden kilo yönetimi, iyi bir ruh hali, hastalıklardan korunma, bağışıklık sisteminin iyileştirilmesi, artmış enerji seviyeleri, başkalarına olumlu ilham olma ve yaşam kalitesinin artışıyla yakından ilgilidir. Yaşamın erken döneminde tüketilen besinler hayatımızın geri kalanı için vücudumuzun metabolizma hızını belirlemede etkilidir. Sağlıklı kiloda olmak diyabet ve kalp hastalığı gibi kronik hastalık risklerini azaltır, benlik saygısını arttırır, ruhsal durumu düzeltir, depresyon görülme sıklığını azaltır ve yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirir. Sağlıklı bir yeme planı (birçok meyve ve sebze, tam tahıllar, az yağlı süt ürünleri ve yağsız proteinler, düşük seviyede doymuş ve trans yağ, şeker, düşük kolesterol ve sodyum) kilo yönetimine ve hastalıklarla mücadelede yardımcıdır. Tavsiye edilen günlük kalori alımı ve porsiyon kontrollü yemekler sağlıklı kilo korunmasına hayatınız boyunca destek olacaktır. Kötü bir beslenme düzeni az veya çok, günlük ihtiyacımız olan sağlıklı besinlerden yeterince alınmaması veya liften düşük, yüksek yağ, sodyum ve şekerden zengin çok çeşit besin ve içecek tüketimi enerji ve besin öğesi (karbonhidrat, protein, esansiyel yağ asitleri, vitamin, mineral, lif ve sıvı) alımlarını kısıtlar. Gündelik sağlığımızı ve iyi olma halimizi etkiler, keyifli ve aktif bir yaşam sürmemizi engeller. Kısa dönemde stres ve yorgunlukla kendini gösterir, çalışma temposunu etkiler ve zamanla bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlar (fazla kilolu veya obez olmak, diş çürüğü, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kalp hastalığı ve inme, tip-2 diyabet, osteoporoz (kemik erimesi), bazı kanserler, depresyon, yeme bozuklukları vb. )

Gelecekte beslenme şekillerindeki değişiklikler ve tüketilecek besin grupları neler olacak? Bunlar insanların yaşam şekillerini nasıl etkileyecek?

Şu anda dünya nüfusunun büyük çoğunluğu kıtlıktan uzaklaşmakta ve çeşitli hastalıklarla boğuşmaktadır. Çünkü ya besin öğelerinin veya kalori eksikliği sonucu yetersiz besleniliyor ya da sağlıksız kaynaklardan aşırı kalori alarak gene kötü bir beslenme tablosu çiziliyor. Günümüzde fiziksel aktivitenin azlığı ve modern diyet, batı diyetinin tüketiminin hızla artışı (yüksek sıvı yağ, şeker, düşük lif alımı, hayvansal gıda, doymuş yağ, kolesterol,  tatlandırıcı, işlenmiş hazır besinler)  açlığı belki azalttı ancak beslenme kaynaklı hastalıklarda (Obezite, kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet)  artmaya başladı.  Tarımın da makineleşmesiyle artık çiftçi de yüksek nakit getirisi olan ürüne yöneldikçe daha dengeli bir diyet sağlayan birden çok ürün ekip biçmeye son verdi. Tahıl ve sebzenin bol olduğu geleneksel diyetler yerini yağ ve şeker oranı yüksek yemeklere bıraktı. Büyük şehirlerde kadınların da çalışma hayatında aktif rol oynamaya başlaması ile ev dışında besin tüketimi arttı, alışveriş yapmak, sağlıklı yemekler

hazırlamak ve pişirmek yerini pratik, ayaküstü yenen Fast Food yiyeceklere bıraktı. Günümüzde dışarıda geleneksel ev yemekleri bulmak neredeyse imkânsız. Girişimci olup yer açanlar hem maliyeti, hem yapım ve sunum sürelerini hesap ettiklerinden sağlıklı bir ürün piyasaya sürüp tüketilip tüketilmeyeceğini düşüneceğine enerjisi yoğun, besin öğesi fakir, porsiyon miktarı büyük yiyeceklerin peşinde. Her adım başı bir dönerci, simitçi, kahveci, tatlı dükkânı vb. oldu.  Mevsiminde alınan meyve ve sebzenin bile tadının, kokusunun, renginin değiştiği günümüzde bu iki besin grubunun tüketimi günlük önerilen tavsiyelerin son derece altında, et ise ağırlıklı olarak tüketilmekte. İleride şu an için piyasada bulunan ancak tüketicinin yeterli bilgi sahibi olmadığı, işlemden geçirildiği için sağlıksız veya katkı maddeli kanser yapar endişesi ile tüketmekten uzak durduğu fonksiyonel besinler önemli ölçüde hayatımızda rol oynayacak. Bu alanda ileride ürün çeşitliliği sağlanacak ve bireyler artık doğal yollarla bulamadığı besin öğelerini vücut fonksiyonlarının devamlılığını sağlamak için, gerekli vitamin ve mineralleri zenginleştirilmiş sağlığa artı fayda sağlayan fonksiyonel ürünlerle (omega 3’lü yumurta, enerjisi azaltılmış peynir, probiyotik yoğurt vb.) almaya çalışacaklar.

Bu sektörde kariyer yapmak isteyen gençlere tavsiyeniz nelerdir?

Dinlemenin, motive etmenin, çözüm üretmenin ve ilham vermenin gerekli olduğu, insan ilişkilerinin ise yoğun geçtiği bir meslek. Öncelikle bu özelliklere kişinin sahip olup olmadığını kendine sorması gerekiyor. Seçilen mesleği sevmek o işi keyifle yapmakta en büyük etken. İnsan işini sevip, benimseyip her şekilde çevresine faydalı bir birey olmalı. Akademisyen sayısının az olduğu mesleğimizde bu alanda ilerlemelerini tavsiye ederim. Yabancı kaynakları, bilimsel çalışmaları takip edip bilgilerini arttırmalarını, sosyal anlamda aktif olup doğru bilgi paylaşımını sağlamalarını öneririm.





Dr. Cenk Tezcan - BeWell Kurucu Ortağı, Tıp Bilişimcisi

Dr. Cenk Tezcan Kimdir?
 BeWell Kurucu Ortağı, Tıp Bilişimcisi
Türkiye Fütüristler Derneği, Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Siyasal Bilgiler Fakültesinde İşletme Yönetimi Programını tamamladı. Marquette Hellige, Meteksan Sistem ve Intel firmalarında, tıbbi cihaz, anahtar teslimi hastane ve tıp bilişimi konularında çalıştı. Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve çeşitli Bakanlıkların Danışmanlığı görevlerinde bulundu. TUSİAD’a Mobil Sağlık raporu yazıyor ve mobil sağlık pilot projesinde SGK’ya danışmanlık veriyor. TRT’de fütürizm üzerine 13 dizilik bir televizyon programını hem yönetti, hem sundu.  Orta Doğu Teknik Üniversitesi Enformatik Enstitüsünde lisans üstü öğrencilere “Executive Medical Informatics” ve “Future Studies” dersi veriyor. Mobil sağlık ve Sağlığın geleceği konularında çok  sayıda konuşma ve makale sahibi. Yazılarını www.cenktezcan.com adresinde derliyor.

SAĞLIK DÜNYASINA FÜTÜRİSTİK BİR BAKIŞ
Yüzyıllardır süregelen ve Hastane/Doktor üzerine kurulu sağlık sistemi; refah düzeyinin dünya seviyesinde artması, özellikle bilişim ve iletişim teknolojilerinin hız, boyut ve menzil kapsamında gösterdiği çok hızlı gelişim, bunun genomik çalışmalara yansıması ve internet kullanımının yaygınlaşması; 21. Yüzyıl başında sağlık anlayışımızı ve sunumunu kökünden değiştirecek büyük bir transformasyonun başlamasına sebebiyet vermiştir.  Bu durum, hastane ve doktor odaklı bir sağlık sisteminin birey (burada sadece hasta kavramından bahsetmiyorum) odaklı bir hale geleceğini ve sağlığın “kişiselleşeceğini” gösteriyor. Kişiselleşen sağlık kavramı; sadece hasta olduğunda sağlık sistemine başvuran ve sağlığı konusunda takip edilemeyen günümüz pasif bireyinin, kendi sağlığıyla ilgili sorumluluk alan, sağlıklı yaşamaya, hasta olmamaya özen gösteren, sağlık verilerini yanında taşıyan, gerektiğinde hastalığıyla ilgili verilerin 7/24 kontrol altında tutulduğu proaktif bir yaklaşım sergileyen bir bireye dönüşmesini betimliyor. Bu tanımla birlikte; internet (bilgiye ulaşımın kolaylaşması) ve sosyal medya sayesinde sağlığı ve hastalıkları konusunda daha fazla bilgilenen ve bilinçlenen bir toplumun daha kaliteli ve hızlı bir hizmet için geliştireceği talep, teknolojinin ve yeni işletme trendlerinin de buna vereceği cevap, geleceğin sağlık sistemini belirleyen göstergeler olarak karşımıza çıkacaktır.
Gelecekle ilgili uzgörülerde bulunmak her zaman zor olagelmiş, uzgörücüler çağlar boyunca pek fazla ciddiye alınmamış, çoğu zaman çoğunluk tarafından müstehzi bir gülümseme ile karşılanmıştır. Pozitif bir düşünce sistematiği olan Fütüristik çalışmalar, geleceği tahmin etmekten öte, megatrendleri gözlemleyerek hedeflenen geleceğin yaratılması için çaba göstermeyi, senaryolar üretmeyi ve hedeflenen/tercih edilen geleceğe ulaşma yolunda ciddi çalışmalar yapmayı gerektiren çokbilimli bir sistemdir. Teknolojik gelişmenin geçtiğimiz 30 senede sürekli yükselen ivmesini göz önüne alarak gelecekle ilgili gerçekçi uzgörülerde bulunmak olasıdır. Bu sayede bilimkurgu gibi görünen bir çok önermenin, çok uzun olmayan bir gelecekte gerçek bilim olduğunu gözlemleme şansına sahip olabiliriz. Bu yazıda, Sara O’Marberry gibi inovatif bir hastane mimarından, David Ellis ve James Rifkin gibi fütüristlerden de esintiler bulacaksınız.
Sağlığın geleceğini konuşurken aşağıdaki gelişmelerin lokomotif etkisi göz önünde bulundurulmalıdır;
-           Fotonik, biyolojik, moleküler, atomik ve kuantum bilişim mimarileri
-           Yapay zeka, sanal gerçeklik, robotik uygulamalar, nanoteknoloji
-           Ses tanıma uygulamaları, veri tabanı/veri madenciliği çalışmaları, akıllı kartlar
-           Biyoteknoloji, gen ve kök hücre çalışmaları, suni organlar, suni ekstremiteler
-           Kontrollü sinir hücreleri üretimi, nöral çip implantları
-           Telesağlık, mobil sağlık uygulamaları

Teknolojik gelişmeler beraberinde her zaman organizasyonal (ve bireysel) gelişmeyi de gerektirir. Bu cümleden olmak üzere; çok hızlı değişen teknolojinin etkili şekilde kullanılmasının, kullanıcına oluşturulacak olumlu davranış değişikliğini ile orantılı olacağını söylemek durumundayız. Bu nedenle, hastanın veya sağlıklı bireyin yenilikler hakkında bilinçlendirilmesi, farkındalığının artırılması gereksinim haline gelmektedir. Sağlık okuryazarlığını da kapsayan bu süreç ancak “Sağlık iletişimcilerinin” etkin ve doğru destekleri ile mümkün olabilecektir.
Sağlık dünyasında yaşanan transformasyon, sisteme yeni oyuncuların da girmesine sebep olacaktır. Telefon operatörleri, çağrı merkezleri, mobil sağlık kuruluşları, sağlık sigorta firmaları, eczaneler, konuyla ilgili sivil toplum örgütleri; eskiye kıyasla çok daha etkin hizmet sunucuları olarak karşımıza çıkacaklardır.
Teknolojideki gelişmeleri ön planda tutarak ve bahsedilecek uygulama modellerinden bazılarının deneme fazında sağlık kurumlarında uygulanmaya başlandığını hatırlatarak sağlığın gelecek yansımalarını 3 başlık altında ele almayı düşünüyorum;
1)         Kişisel Sağlık
2)         Gelecekte Hastaneler
3)         Tıpta Beklenen Gelişmeler  

1. KİŞİSEL SAĞLIK
Sağlığın kişiselleşeceği kavramı, bireylerin kendi sağlıklarından daha fazla sorumluluk almaları, sağlıklarını korumada ve hastalıkları ile başa çıkmada kendi inisiyatiflerini kullanabilme yeteneğini kazanmalarıdır. Sağlığın kişiselleşmesi 3 değişik uygulama modelini gündeme getirecektir;

1.         Kronik Hastalık Yönetimi;
Nüfus yaşlandıkça artmakta olan kronik hastalıklarla baş etmenin önemli bir yolu, hastaları evde ve iş yerlerinde kontrol altında tutarak hem yaşam kalitelerini artırmak, hem de işgücü kayıplarını azaltmaktır.

2.         Bağımsız Yaşama;
65 yaş üstü, belli motor fonksiyonlarını yitirmiş yaşlı nüfus ile engellilerin yaşam kalitelerini ve bağımsızlıklarını korumalarına yönelik olarak bilişim ve iletişim teknolojilerinin, sensörlerin ve erken uyarı sistemlerinin kullanılmasıdır

3.         Wellness (İyilik halinin sürdürülmesi)
Diğer yandan, sağlıklı ve genç nüfus ise, sağlıklarını korumak, zindeliklerini, formlarını ve güzelliklerini devam ettirmek adına, özel geliştirilmiş bilişim ve iletişim aygıtlarını gelecekte sık olarak kullanacaklardır.
  
2. GELECEKTE HASTANELER
Teknolojideki gelişmeler, hastanelerde de operasyonel anlamda ve uygulama modellerinde birçok değişikliği gündeme getirecektir. Geleceğin hastanesi daha çok ‘entegre dijital’ bir yapıya kavuşacaktır. Bu da kültürel açıdan rollerin değişmesine, profesyonelleşmeye ve otelcilik hizmetlerinin ön plana çıkmasına sebep olacaktır.

3. TIPTA BEKLENEN GELİŞMELER

Tıpta Yakın Gelecek Trendleri; (2030 senesine kadar)
-                      Sağlık sektöründe çalışan pek çok beyaz yakalı çalışanın hatta doktor ve hemşirenin işlevini görebilecek yapay zekalar üretilecek, (Bu durum hiç bir zaman doktor ve hemşirenin önemini azaltmayacaktır)
-                      Nanoteknolojik üretim süreçleri sayesinde, vücuda uygulandığında medikal ve cerrahi amaçlı kullanılacak otomatik cihazlar üretilecek,
-                      Robotlar bizlerden daha iyi görme, duyma, koku alma ve dokunarak hissetme kabiliyetlerine haiz olacaklar ve bizim duyumsayamadığımız elektromanyetik ve kimyasal spektrum aralıklarına erişebilecekler.
-                      Uzun yaşam ilaçları moda olacak, Bu ilaçlar, kullananlara daha aktif, daha sağlıklı ve daha üretken bir yaşam sunacaklar. 100 yaşına kadar sağlıklı yaşamak normal kabul edilecek. Bu ilaçlar, daha çok zenginlere yönelik olacağından etik problemleri de beraberinde getirecek,
-                      Kişisel DNA profillerinin haritalarının çıkarılması ve bu bilginin hastalıklardan korunma amacıyla kullanılması ilaç sanayini değiştirecek, kişiye özel ilaçların yaygınlaşmasını sağlayacak,
-                      Biyoteknoloji, kök hücre ve genomik çalışmaların yaygınlaşması, insan zekasını da artıracak,
-                      Süper bilgisayarlar, yapay zeka ve gelişmiş tıbbi bilgi teknolojileri, insanların yaşam kalitesini artırmada doktorların becerilerini maksimum düzeye çıkaracak,
-                      Kişiselleştirilmiş DNA diyetleri, insanlara hangi besinlerin sağlıklarını koruyacağını ve hastalıkları önleyeceğini öğreteceğinden uzun yaşamı tetikleyecek,
-                      Genetik aşılar ve düzenleyici DNA cerrahileri gibi yaşam uzatıcı uygulamalar, akıllı ilaçlar ve nöromedikal cihazlar; sağlığın korunmasını, zekanın gelişmesini ve güzelliğin sürdürülebilmesini sağlayacaktır.

Tıpta Uzak Gelecek Trendleri; (2030 senesi sonrası)

-       Holografik Projeksiyon; Gerçek boyutlarda, transparan holografik hasta görüntüleri kullanılmaya başlayacak. Fiziki mekanlarda veya online sanal ortamlarda doktorlar bu 3 boyutlu görüntüler üzerinden teşhis koyacak ve uzak mesafedeki meslektaşları ile hastanın durumunu tartışabileceklerdir.
-     Tamamlayıcı Gerçeklik; Özel gözlük takmış doktorların ameliyat esnasında sanal görüntüler üzerinde vücüt içini görmeleri sağlayacak bir teknik.
-       Robotik Cerrahi;  Uzaktaki bir cerrah tarafından yönetilen robotlarla veya önceden programlanmış ve doktor tarafından monitörize edilen robotlarla ameliyat yapmak yaygınlaşacaktır.
-       Nöral cihazlar; Nöro-yenilikler, direkt beyine erişim sağlayıp, zeka, kabiliyet ve hafızanın artırılmasını sağlayacaktır.
-        Kök hücre sentetik dokuları ve organ oluşturma; Organ nakli için organ ve dokuların inkübatörlerde yaratılması
-        Nörogenerasyon; omurilik, sinir ve beyin hücrelerinin geliştirmesi, inme inmiş, felçli hastaların tedavilerinde çığır açacaktır.
-       Tedavi amaçlı klon bankaları; hastalıklı organların değiştirilmesi için ve ömrün uzatılması için yeni organ oluşturmaya yönelik hücre depolanması
-                      Ömür Uzatma tatilleri
-                      Gen Bankaları 

SONUÇ

Teknoloji, tıpta ve sağlık uygulamalarında bugün hayal bile edemeyeceğimiz gelişmeleri hizmetimize sunacaktır. Damar içinde çalışacak uzaktan yönetilen nanorobotlar, akıllı ilaçlar, kemik zamkları, hareket eden ameliyathaneler, ön büro robotları önümüzdeki birkaç dekatta hayal olmaktan çıkacaktır.
Dikkat edilmesi gereken, teknolojiyi adapte ederken alt yapının doğru oluşturulması, ihtıyaç duyulan teknolojiye yatırım yapılması ve teknolojiyi kullanacak personele güçlü ve sürekli eğitimin verilmesidir. Değişimin aynı zamanda alışkanlıklarımızda ve yaşam biçimimizde değişiklik talep ettiğini unutmamalıyız.
Sağlıklı geleceklere...